Makam mı, Başkanlık mı?
Seçim yaklaştığında şehirlerin görüntüsü değişir. Afişler asılır, sloganlar çoğalır, kürsüler kurulur ve birbirinden iddialı vaatler havada uçuşur. Her aday, seçildiğinde neler yapacağını anlatır.
Seçim yaklaştığında şehirlerin görüntüsü değişir. Afişler asılır, sloganlar çoğalır, kürsüler kurulur ve birbirinden iddialı vaatler havada uçuşur. Her aday, seçildiğinde neler yapacağını anlatır.
“Kayısı Malatya’nın mı, Elazığ’ın mı?” tartışması da; geçmişte “Nemrut Adıyaman’ın mı, Malatya’nın mı?” tartışması da şehirlere ekonomik olarak hiçbir şey kazandırmıyor. Asıl mesele, bir değerin hangi tabelanın altında kaldığı değil, o değerin bulunduğu bölgeye ne kadar refah getirdiğidir.
Bazı tarihler yalnızca takvimlerde yer almaz. Bir insanın hayatında sessizce başlayan, zaman geçtikçe anlam kazanan ve geriye dönüp bakıldığında bütün bir hikâyenin başlangıcı olduğu anlaşılan dönüm noktalarına dönüşür.
İktidar olmak, yalnızca düzenlenen bir seçimi kazanmak değildir. Asıl mesele, toplumun neden sizi tercih ettiğini anlayabilmek ve size karşı oluşan güveni koruyabilmektir.
Hayatta yaptığım en büyük hata, yanımda yürüyen herkesi yol arkadaşım sanmaktı. Beni anlayan herkesi dost, yüzüme gülümseyen herkesi samimi zannettim. Oysa zaman geçtikçe şunu öğrendim: Herkes aynı niyetle yanınızda yürümez. Kimi sizi gerçekten anlamak için dinler, kimi ise bir gün kullanabileceği bilgileri öğrenmek için.
Bazı insanlar yalnızca bir meslek seçer. Bazıları ise bir meslekten çok, o mesleğin temsil ettiği yaşamı hayal eder.
Bir ordunun gerçek gücü yalnızca sahip olduğu silahlarda değil, verilen emirlere gösterdiği mutlak bağlılıkta saklıdır. Disiplinin sarsıldığı, emir-komuta zincirinin kırıldığı bir orduda en modern silahlar bile zafer getiremez. Çünkü savaş meydanında üstünlük sağlayan ilk unsur, aynı hedefe tek bir iradeyle yürüyebilen birlik ruhudur.
İnsan, bazen en büyük yanılgıyı sevdiği kişide yaşar. Her gün gözlerinin içine baktığı insanın, aynı bakışı başkalarına da bıraktığını fark ettiğinde bazı gerçeklerle yüzleşir.
Tarih, düşmanını hafife alan generalleri değil, kendi hatalarını göremeyen generalleri affetmemiştir. Çünkü bir ordunun çöküşü cephede değil, kibirle verilen ilk yanlış emirle başlar. Hatalı general, yanlışı hiçbir zaman kendi aynasında aramaz. Başarısızlığın yükünü askerlerine, zamana, şartlara ve talihsizliğe yükler. Aynaya baktığında ise kusursuz bir komutan gördüğünü sanır.
İnsanlık tarihinde teknoloji, hızlı bir şekilde gelişen küçük bir mekanizma hâline gelmiştir. Ancak bu hız, insanları çıkılamaz bir noktaya getirerek arkalarına bile bakmaya zaman tanımamıştır. Bugün üzerimizde taşıdığımız cep telefonlarının işlem gücü, eski bilgisayarların gücünden kat kat fazlayken, gelecek nesiller ile geçmiş teknolojiler arasındaki uçurumu da genişletmiştir.
İnsan zihni, doğrudan verilen öğütlere karşı doğal bir direnç mekanizmasına sahiptir. Biri, kendisine ne yapması gerektiğini açık ve net bir dille söylediği zaman, egosu hemen bir savunma hattı kurar; çünkü bu durumu, karşı tarafın kendisinden üstün olduğunu hissettirmesi ya da kendisini değiştirmeye çalışması olarak algılar.
Türkiye’de eğitim sisteminin son dönemdeki en derin yaralarından biri haline gelen okullardaki şiddet olayları, artık basit birer “disiplin suçu” olmaktan çıkarak ciddi bir toplumsal güvenlik sorunu hâline gelmiştir.
Bir tebessüm, bir selam, bir ziyaret, bir hediye, bir dokunuş, dar günde çalan bir kapı zili…
Bu iç çekişler bende de başladıysa ya zaman çok hızlı geçiyor ya da bizler çok çabuk değişiyoruz.
Söyleyeceklerimin biriktiği bir gecenin ufkundayım. Konuşmayı, bir şeyler anlatmayı çok sevdiğimi herkes bilir ancak yazarak derdimi daha iyi anlattığımı, kelimelerin yürekten taşmış olan dostlarım olduğuna inanırım.