Geleceğin Ötesinde
Bazı tarihler yalnızca takvimlerde yer almaz. Bir insanın hayatında sessizce başlayan, zaman geçtikçe anlam kazanan ve geriye dönüp bakıldığında bütün bir hikâyenin başlangıcı olduğu anlaşılan dönüm noktalarına dönüşür.

16 Temmuz da böyle bir başlangıcın tarihiydi.
O gün başlayan hayatın yıllar içinde nasıl şekilleneceğini, hangi insanlarla karşılaşacağını, hangi hayal kırıklıklarını yaşayacağını ya da hangi olayların onu değiştireceğini kimse bilmiyordu. Her şey sıradan görünüyordu. Oysa hayatın en önemli değişimleri çoğu zaman tam da sıradan görünen anlarda başlar.
Çocukluk, insanın zamanı henüz anlamlandıramadığı dönemdir. Dünya daha basit, insanlar daha güvenilir, gelecek ise daha uzak görünür. İnsan o yıllarda söylenen her söze inanabilir; karşısındaki insanların niyetlerini sorgulamaz. Hayatın bugün olduğu gibi devam edeceğini düşünür.
Sonra zaman ilerler.
İnsan büyüdükçe yalnızca kendisini değil, çevresindeki dünyayı da yeniden tanımaya başlar. Her gülümsemenin samimiyet olmadığını, her yakınlığın dostluk anlamına gelmediğini ve herkesin hayatında göründüğü kişi olmadığını öğrenir. Bazı gerçekler vardır ki ne bir kitapta okunur ne de bir başkasından dinlenerek anlaşılır. Bazı gerçekleri insan ancak yaşayarak öğrenir.
Asıl değişim de burada başlar.
Çünkü büyümek yalnızca yaş almak değildir; insanın hayata bakışının değişmesidir.
Bir okul koridoru, yarım bırakılmış bir defter, bir kamera ekranı, geceleri izlenen bir şehir ya da tek başına geçirilen uzun saatler… İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bütün bu anlar, aslında insanın kendisini tanıma sürecinin parçalarıdır.
İnsan bazen konuşarak değil, gözlemleyerek büyür.
Zamanla hayatın içinde bazı sessiz kırılmalar yaşanır. Artık eskisi kadar aranmayan telefonlar, geride bırakılan insanlar, kapanan kapılar ve değişen alışkanlıklar…
Fakat bütün bunların içinde en büyük değişim dışarıda değil, insanın içinde gerçekleşir.
Daha az anlatmaya, daha çok anlamaya başlarsın.
Bir zamanlar seni heyecanlandıran şeylerin artık aynı anlamı taşımadığını fark edersin. Hayatında önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğün bazı insanların aslında o yeri hak etmediğini anlarsın. Yaşadığın kayıplara yalnızca üzülmek yerine, onların sana ne öğrettiğini düşünmeye başlarsın.
Çünkü bazı vedalar yalnızca insanları hayatından çıkarmaz.
Seni, eski hâlinden de çıkarır.
Hayatın Yön Değiştirdiği Yer
Her değişimin ardından yeni bir başlangıç gelir.
Yeni insanlar, yeni hedefler, yeni hayaller ve daha önce hiç düşünülmemiş yollar…
Bir zamanlar yalnızca hayal edilen şeyler, zamanla ulaşılması gereken hedeflere dönüşür. İnsan, başkalarının kendisi için belirlediği sınırları kabul etmek yerine kendi yolunu çizmeye başladığında hayatının yönü de değişir.
Belki de insanın gerçek anlamda özgürleştiği an budur: Kendi hayatının nasıl devam edeceğine kendisinin karar vermesi.
Bir yazı masasının başında kurulan cümleler, bir fotoğraf karesinde yakalanan anlar, kalabalıkların karşısında söylenen birkaç söz ve gecenin sessizliğinde yapılan planlar…
Bütün bunlar, aynı hikâyenin farklı sayfalarıdır.
Ve zaman geçtikçe bir gerçek daha ortaya çıkar: Hikâyenin başında duran çocuk ile geleceğine yön vermeye çalışan insan artık aynı kişi değildir.
Ancak aralarında kopmayan bir bağ vardır.
Geçmişte yaşanan hiçbir şey tamamen kaybolmaz.
Bazı yaşanmışlıklar insana cesaret verir. Bazıları mesafe koymayı öğretir. Bazıları susmanın, bazıları konuşmanın zamanını gösterir. Bazıları ise insanın yeniden başlaması gerektiğini hatırlatır.
Her deneyim, insanın karakterine eklenen başka bir parçaya dönüşür.
16 Temmuz 2008'de başlayan bu hikâye de zaman içinde yalnızca bir büyüme hikâyesi olmaktan çıktı. İnsanları tanımanın, yaşananlardan ders çıkarmanın, hayallerin peşinden gitmenin ve sonunda kendi yolunu bulmanın hikâyesine dönüştü.
Belki de insanın hayattaki en büyük başarısı, başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerini değiştirmek değildir.
Asıl başarı, insanın kendisi hakkındaki düşüncesini değiştirebilmesidir.
Çünkü geleceğin nasıl şekilleneceğini hiç kimse önceden bilemez. Hangi insanlarla karşılaşacağımızı, hangi yolların bizi değiştireceğini, hangi kararların hayatımızın yönünü belirleyeceğini önceden görmek mümkün değildir.
Fakat bütün belirsizliklere rağmen devam etmek gerekir.
Çünkü insan, yıllar sonra geriye dönüp baktığında geçmişte sıradan sandığı birçok anın, aslında bugün olduğu kişiye giden yolu hazırladığını fark eder.
Bazı hikâyeler bir günde başlar fakat anlamını yıllar sonra kazanır.
Ve belki de hayatın en güzel tarafı tam olarak budur:
Geleceği önceden bilememek, fakat onu kendi hikâyenle yazabilmek.
Çünkü bazı hikâyelerin sınırı bugün değildir.
Bazı hikâyeler, geleceğin ötesinde devam eder.
Songül CAN
Bu habere henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!