Benim Çocuğum Yapmaz Demeyin!

Malatya Bağımlılıkla Sivil Mücadele Derneği Başkanı İhsan Ercan, yeni eğitim dönemi başlarken ailelere kritik uyarılarda bulundu. "Benim çocuğum yapmaz" diyerek tehlikelerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Ercan, çocukların akran baskısı ve kötü çevreye karşı yalnız bırakılmaması, ailelerin ise çocuklarıyla kuracağı güçlü iletişimin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.

Benim Çocuğum Yapmaz Demeyin!

Çocuklarımız Gözümüzün Önünde Kaymasın…

Yeni eğitim-öğretim yılı başladı.

Okullar açıldı, sınıflar doldu, koridorlarda çocuklarımızın sesleri yeniden yükseldi.

Anne-babalar için belki de en büyük temenni aynı:

“Çocuğum okusun, başarılı olsun, iyi bir insan olsun, kötü çevrelerden uzak dursun.”

Peki bunun için gerçekten ne yapıyoruz?

Çocuğumuzu sabah okula gönderip akşam eve gelmesini beklemek yeterli mi?

Hayır!

Çünkü artık çocuklarımızı sadece okulda değil; sokakta, arkadaş çevresinde, sosyal medyada ve hiç tanımadığımız insanların oluşturduğu dijital dünyada da korumak zorundayız.

Özellikle ortaokula ve liseye yeni başlayan çocuklarımız büyük bir değişimin içerisine giriyor.

Yeni okul…

Yeni sınıf…

Yeni arkadaşlar…

Yeni bir çevre…

Ve belki de ilk defa aileden daha fazla arkadaş grubunun etkisinde kalabilecekleri bir dönem…

İşte tehlike de tam burada başlıyor.

---

“BİR ŞEY OLMAZ” DENİLEN O KÜÇÜCÜK ADIM, BÜYÜK BİR FELAKETE DÖNÜŞEBİLİR

Çocuklarımızın kötü alışkanlıklara sürüklenmesi çoğu zaman bir anda olmuyor.

Önce merak…

Sonra özenti…

Ardından arkadaş baskısı…

“Bir kere dene.”

“Bunda ne var?”

“Sen de bizimle takıl.”

“Erkeksen iç.”

“Sen hâlâ anne kuzusu musun?”

“Bizi seviyorsan bunu yaparsın.”

Bazen bir sigara…

Bazen alkol…

Bazen internet üzerinden kurulan yanlış bir arkadaşlık…

Bazen de çocuğu grubun içerisinde tutabilmek için yapılan psikolojik baskı…

Ve çocuk, farkına bile varmadan yanlış bir çevrenin içerisine çekiliyor.

Akran zorbalığını da küçümsemeyelim.

Çocuklarımız sırf arkadaş grubundan dışlanmamak için istemediği davranışları yapmak zorunda hissedebiliyor.

Oysa gerçek arkadaşlık çocuğu uçuruma sürüklemez.

Gerçek arkadaş, “gel birlikte düşelim” demez; “gel birlikte ayağa kalkalım” der.

---

BENİM ÇOCUĞUM YAPMAZ!

İşte en tehlikeli cümlelerden biri bu:

“Benim çocuğum yapmaz!”

Peki nereden biliyoruz?

Çocuğumuz okuldan çıktıktan sonra nerede?

Kimlerle?

Hangi arkadaş grubuyla?

Telefonunda kimlerle konuşuyor?

Sosyal medyada kimleri takip ediyor?

Kendisini kabul ettirmek için neler yapıyor?

Bir arkadaş grubunun içerisinde dışlanmamak için nelere “evet” diyor?

Bunları biliyor muyuz?

Çocuğumuza güvenelim.

Ama güvenmek, takip etmemek anlamına gelmez.

Tam tersine…

Çocuğunu tanımayan aile, çocuğunun karşılaşabileceği tehlikeleri de zamanında fark edemez.

---

GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE GÖRDÜĞÜM MANZARA BENİ DERİNDEN ÜZDÜ

İsmini vermek istemediğim bir ilimizde, halkın yoğun olarak bulunduğu, şehrin meşhur bir çayının kenarında bir manzaraya şahit oldum.

15-20 yaşlarında genç kızlarımız…

Açık alanda, çimlerin üzerinde, çevreye aldırmadan ellerinde bira şişeleriyle alkol tüketiyorlardı.

Belki onlar için sıradan bir görüntüydü.

Belki “arkadaşlarla oturuyoruz” diye düşünüyorlardı.

Ama benim için hiç de sıradan değildi.

Çünkü aklıma tek bir soru geldi:

“Acaba anneleri ve babaları çocuklarının şu anda nerede olduğunu biliyor mu?”

Belki aileleri çocuklarını okulda veya arkadaşlarının evinde sanıyordu.

Belki “Benim kızım böyle bir şey yapmaz.” diyordu.

İşte insanı asıl düşündüren de bu.

Onlar bizim çocuklarımız.

Onlar bizim kızlarımız.

Onlar bizim oğullarımız.

Onlar bu ülkenin geleceği.

Ve biz onları kaybettiğimiz zaman sadece bir çocuğu değil, bir ailenin geleceğini, bir toplumun geleceğini kaybetmiş oluruz.

---

ÇOCUKLARIMIZI BAŞKALARINA BIRAKMAYALIM!

Bir anne-baba çocuğuyla konuşmuyorsa, birileri onunla konuşur.

Aile çocuğuna zaman ayırmıyorsa, birileri ona zaman ayırır.

Aile çocuğun sorunlarını dinlemiyorsa, birileri onu dinler.

Ve bazen o “birileri” çocuğun iyiliğini düşünmez.

İşte bu nedenle mesele sadece uyuşturucu meselesi değildir.

Mesele aile meselesidir.

Mesele ilgi meselesidir.

Mesele iletişim meselesidir.

Mesele çocuklarımızı kimlerin yetiştirdiği meselesidir.

Çocuğumuzla aynı evde yaşamak, onun hayatında olduğumuz anlamına gelmez.

Çocuk odasına kapanmış, elinde telefonuyla saatler geçiriyorsa ve biz sadece:

“Dersini yaptın mı?”

diye soruyorsak, aslında onun dünyasının ne kadar uzağında olduğumuzu fark etmeyebiliriz.

---

VELİLERE ÇAĞRIMDIR: ÇOCUĞUNUZUN ARKADAŞINI TANIYIN!

Kiminle arkadaşlık ediyor?

Arkadaşının ailesini tanıyor musunuz?

Nereye gidiyor?

Kimlerle vakit geçiriyor?

Okul çıkışında eve mi geliyor?

Harçlığını nerede harcıyor?

Son zamanlarda davranışlarında ciddi bir değişiklik var mı?

Daha içine kapanık mı?

Arkadaş çevresi tamamen değişti mi?

Ailesinden uzaklaşmaya mı başladı?

Daha agresif mi?

Okul başarısında ani bir düşüş var mı?

Bunların hiçbirini küçümsemeyin.

Ama çocuğunuzu da hemen suçlamayın.

Şüphe duyduğunuzda ilk yapmanız gereken şey bağırmak, tehdit etmek veya aşağılamak değil;

konuşmak ve profesyonel destek almaktır.

Çünkü bağımlılıkla mücadelede utanç ve gizlemek değil, erken fark etmek ve yardım almak hayat kurtarır.

---

“SÜT KUZUSU” DENİLMEKTEN KORKAN ÇOCUKLARIMIZI KAYBETMEYELİM

Çocuklarımız bazen kötü alışkanlıklara özendiği için değil, gruptan dışlanmamak için yanlış davranışlara yönelebiliyor.

“Anne kuzusu” denmesin diye…

“Korkak” denmesin diye…

“Bebek” denmesin diye…

Arkadaşlarının yanında küçük düşürülmemek için…

Bir çocuk, istemediği halde bir sigarayı eline alabiliyor.

Bir başka çocuk, alkolü sırf arkadaşları içiyor diye deneyebiliyor.

Sonra o çevre, çocuğun hayatının merkezine oturabiliyor.

Bu nedenle çocuklarımıza şunu öğretmeliyiz:

“Hayır diyebilmek güçsüzlük değil, karakterdir.”

“Arkadaş grubundan ayrılabilmek korkaklık değil, cesarettir.”

---

OKUL SADECE ÖĞRETMENİN SORUMLULUĞU DEĞİLDİR

Veliler…

Okul toplantılarına katılın.

Öğretmenlerle iletişim kurun.

Çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın.

Okul çevresini önemseyin.

Çocuğunuzun eğitim hayatını sadece karne günlerinde takip etmeyin.

Çünkü çocuklarımızın eğitimi sadece matematik, Türkçe, fen veya sosyal bilgilerden ibaret değildir.

Asıl mesele, iyi insan yetiştirmektir.

Çocuğumuz yüksek not alıp hayatını kaybederse o karnenin hiçbir anlamı kalmaz.

Çocuğumuz üniversite kazanıp bağımlılığın pençesine düşerse başarı belgesinin hiçbir kıymeti kalmaz.

Önce çocuklarımızı koruyalım.

Sonra başarılarını konuşalım.

---

BİR ÇOCUĞU KURTARMAK İÇİN BÜTÜN TOPLUM EL ELE VERMELİ

Bağımlılıkla mücadele yalnızca güvenlik güçlerinin işi değildir.

Anne-babanın işi…

Öğretmenin işi…

Muhtarın işi…

İmamın işi…

Sağlık çalışanlarının işi…

Sivil toplum kuruluşlarının işi…

Kısacası hepimizin işi.

Çünkü kaybettiğimiz her genç, hepimizin kaybıdır.

Bir annenin gözyaşı sadece o annenin gözyaşı değildir.

Bir babanın evladını cezaevinde veya hastanede görmesi sadece o ailenin dramı değildir.

Bu, toplum olarak hepimizin sorumluluğudur.

---

KIYMETLİ VELİLER…

Çocuğunuzun eline pahalı bir telefon vermek kolay.

Ona harçlık vermek kolay.

Yeni kıyafet almak kolay.

Okula göndermek kolay.

Ama onunla oturup gerçekten konuşmak…

Onu dinlemek…

Arkadaşını tanımak…

Sıkıntısını anlamak…

Korkusunu fark etmek…

İşte asıl anne-babalık budur.

Çocuğunuz size bir şey anlatmak istediğinde telefonunuzu bırakın.

Gözlerinin içine bakın.

Onu yargılamadan dinleyin.

Çünkü çocuklarımız bazen bize açık açık:

“Anne, baba, yardıma ihtiyacım var.”

diyemez.

Ama davranışlarıyla bunu anlatır.

---

SON SÖZÜMÜZ ÇOK NET:

“Benim çocuğum yapmaz.” demeyin.

“Benim çocuğumun başına gelmez.” demeyin.

“Bizim mahallede olmaz.” demeyin.

“Bizim okulda olmaz.” demeyin.

Çünkü bağımlılık zengin-fakir, iyi-kötü, başarılı-başarısız, kız-erkek, şehir-köy ayırmıyor.

Çocuklarımızı korkutarak değil, bilinçlendirerek koruyalım.

Baskıyla değil, iletişimle yanlarında olalım.

Sorun çıktığında gizlemek yerine yardım isteyelim.

Ve en önemlisi…

Çocuklarımızı başkalarının merhametine bırakmayalım.

Çünkü bir çocuk ailesinden uzaklaştığında, onun hayatındaki boşluğu birileri doldurur.

O boşluğu kötü niyetli insanlar doldurmadan önce biz dolduralım.

Onlara sevgimizi verelim.

Zamanımızı verelim.

Güvenimizi verelim.

Rehberlik edelim.

Yanlarında olduğumuzu hissettirelim.

Çünkü;

BİR ÇOCUĞU KAYBETMEK BİR AİLEYİ YIKAR.

BİR NESLİ KAYBETMEK İSE BİR TOPLUMU YIKAR.

Çocuklarımız bizim en büyük emanetimizdir.

Onları korumak hepimizin görevidir.

Unutmayın: Bağımlılıkla mücadele önce ailede başlar.

 

İhsan Ercan Malatya Bağımlılıkla Sivil Mücadele Derneği Başkanı


Yorumlar (0)

Bu habere henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yap
osohbet.org